Hasta adayıyla ilk telefon görüşmesinin kaderi çoğu zaman ilk otuz saniyede belli oluyor: hasta o sürede "bu kişi beni dinleyecek mi" ve "bu kişiye güvenebilir miyim" kararlarını veriyor. Doğru görüşme yavaş konuşarak, ismiyle hitap ederek ve izin sorarak açılır; konuşmanın büyük kısmı hastaya bırakılır ve net bir sonraki adımla biter. Aşağıda telefonun mekaniğini ve görüşme kayıtlarını dinlediğimde en sık karşılaştığım hataları anlatıyorum.
Profesyonel destek: sağlık turizmi reklam ajansı hizmetimizi inceleyin.
İlk otuz saniyede hasta hangi iki kararı verir?
Yüzlerce kayıt dinledim. En başarılı danışmanla en başarısız danışman arasındaki fark çoğu zaman ilk otuz saniyede belli oluyor. Çünkü hasta o sürede iki soruya cevap veriyor:
- Bu kişi beni dinleyecek mi?
- Bu kişiye güvenebilir miyim?
İkisine de "hayır" derse konuşmanın geri kalanı sadece nezaket oluyor.
Otuz saniyenin üç kuralı
Bir: yavaş konuşun. En çok ihlal edilen kural bu. Danışman heyecanlı, anlatacak çok şeyi var, hızlı konuşuyor. Hasta acele hissediyor ve acele eden birine güvenilmiyor. Kayıtlarda çok gördüm: yavaş konuşan danışmanların kapanış oranı belirgin şekilde yüksek.
İki: ismiyle hitap edin. Bir kez değil, konuşma boyunca. İnsan kendi adını duyduğunda dikkati artıyor ve muhatap alındığını hissediyor.
Üç: kontrolü ona verin. İlk otuz saniyede bir izin sorusu sorun: "Şu an konuşmak için müsait misiniz?" Çoğu zaman "evet" geliyor. Ama o "evet"i alarak başlamak, izinsiz başlamaktan çok farklı.
İlk otuz saniyede yapılmaması gerekenler
- Fiyat söylemek
- Kliniği anlatmaya başlamak
- Uzun bir tanıtım yapmak
Bu üçü kayıtlarda gördüğüm en yaygın açılış hataları.
Çok konuşan danışman: bir vakadan çıkan ders
Bir obezite cerrahının yanında çalışan bir satış danışmanı vardı. O kadar çok konuşuyordu ki hasta kendini ifade bile edemiyordu. Karşı taraf dinlerken beyni yanıyordu.
Danışman kötü niyetli değildi. Aksine her şeyi anlatmak istiyordu: tedaviyi, süreci, kliniği, doktoru. Ama hasta konuşamıyordu.
Onunla iki şey çalıştık: susmayı ve iki dakikada bir soru sormayı. Başka hiçbir şeye dokunmadık. Ne fiyata, ne pakete, ne reklama. Bir ay içinde satışları katlanarak arttı.
Aynı klinik, aynı doktor, aynı fiyat, aynı talep sayısı. Tek fark: telefonun ucundaki kişi artık dinliyordu.
Konuşma dengesi: altmış-kırk kuralı
İyi bir satış görüşmesinde konuşma süresinin yaklaşık yüzde altmışı hastaya, yüzde kırkı danışmana ait olmalı. Çünkü hasta dinledikçe değil, kendini ifade ettikçe ikna oluyor.
Sizin yüzde kırkınızda üç şey yapılır:
- Soru sormak
- Kanıt vermek
- Bir sonraki adımı netleştirmek
Bunların dışında konuştuğunuz her dakika, hastanın konuşabileceği bir dakikayı yiyor.
Kendi oranınızı ölçün
Bir görüşme kaydınızı açın ve iki süre tutun: siz kaç dakika konuştunuz, hasta kaç dakika? Sahada dinlediğim kayıtlarda bu oran çoğu zaman tersine çıkıyor. Danışman yüzde yetmiş, seksen konuşuyor ve o görüşmelerin kapanış oranı belirgin şekilde düşük.
Bu bir kronometre disiplini değil. Görüşme sırasında saniye sayamazsınız. Bir kez ölçün, oranınızı görün, sonra unutun. Bir kez gördüğünüzde davranış kendiliğinden değişiyor.
Telefonda ses tonu, hız ve duraklama
Telefonda sadece kelimeler gitmiyor, ses de gidiyor. Ve ses, kelimelerden daha fazla bilgi taşıyor.
Ses tonu. Yüksek ve enerjik ses satış enerjisi olarak algılanıyor; bazı hastalarda işe yarıyor, çoğunda ters tepiyor. Sakin ve dengeli ses güven veriyor. Sağlık turizminde karşınızdaki insan endişeli; endişeli birine yüksek enerjiyle yaklaşmak endişesini artırıyor.
Hız. Yavaş konuşmak güven, hızlı konuşmak acele hissi veriyor. Ama fazla yavaş konuşmak da tereddüt gibi algılanıyor. Doğal olan, karşınızdakinin hızına yakın konuşmak.
Duraklama. En az kullanılan araç: bir şey söyledikten sonra susmak. Özellikle fiyattan sonra. Hasta sustuğunda çoğu danışman sessizliği dolduramıyor ve genelde indirim yönünde konuşmaya başlıyor. Susun; o sessizliği hasta doldursun. Sessizliğe dayanabilen danışman, dayanamayandan çok daha az indirim veriyor.
Telefonda ayna tekniği nasıl uygulanır?
İnsan, kendisine benzeyen kişiye daha çabuk güveniyor. Bu bir satış numarası değil, insan doğası. Telefonda aynalamanın üç boyutu var:
- Hız: Hasta yavaşsa yavaşlayın, hızlıysa hızlanın. Bu tek ayar bile fark yaratıyor.
- Ton: Hasta sakin ve alçak sesle konuşuyorsa yüksek enerjiyle karşılık vermeyin. Uyumsuzluk rahatsız ediyor.
- Kelime: Hasta "işlem" diyorsa siz de "işlem" deyin, "ameliyat" demeyin.
Sonuncusu çok az kullanılıyor ama çok etkili. Hastanın seçtiği kelime onun konfor alanı; o kelimeyi kullandığınızda anlaşılmış hissediyor.
Aynalamanın sınırları
Aynalama taklit değil. Hastanın aksanını taklit etmek, konuşma bozukluğunu tekrarlamak, argosunu kullanmak alay gibi algılanıyor. Ve öfke aynalanmaz: hasta sinirliyse siz sakin kalırsınız, o da sizin sakinliğinize doğru gelir.
Aynalamanın en doğru tarifi: karşınızdakinin temposuna saygı göstermek.
Görüşmeyi açan ve kapatan cümleler
Bazı cümleler hastayı otomatik olarak savunmaya geçiriyor, bazıları rahatlatıyor.
Kapatan cümleler
- "Bu fiyat çok uygun." Buna hasta karar verir, siz değil.
- "Merak etmeyin." Endişeyi geçersiz kılıyor, dinlemediğinizi gösteriyor.
- "Herkes bunu yaptırıyor." Hastayı sıradanlaştırıyor.
- "Kesinlikle sorun olmaz." Veremeyeceğiniz bir garanti.
- "Bugün karar verirseniz..." Baskı.
- "Aslında..." ile başlayan her cümle. Düzeltme sinyali, savunma üretiyor.
Açan cümleler
- "Anlıyorum." Kabul, onay değil.
- "Bu konuda ne düşünüyorsunuz?" Kontrolü ona veriyor.
- "Sizin için en önemli olan ne?" Önceliği ona sorduruyor.
- "Bunu doktorumuza soralım." Sınırınızı gösteriyor, ciddiyet veriyor.
- "Acele etmeyelim." Baskıyı kaldırıyor.
- "Haklı bir soru." Sorusunu meşrulaştırıyor.
Liste ezberlemek işe yaramıyor, mantığı önemli. Kapatan cümleler hastanın yerine karar veriyor ya da duygusunu geçersiz kılıyor. Açan cümleler hastaya alan bırakıyor ve onu karar verici konumunda tutuyor. Bu mantığı anladığınızda listeye ihtiyacınız kalmıyor.
Kayıtlarda en sık görülen beş ilk görüşme hatası
Bir: hemen fiyat söylemek. Hasta merhaba diyor, on beşinci saniyede fiyat söyleniyor. Hasta "teşekkürler" diyor ve kayboluyor. Güven yoksa her fiyat pahalıdır.
İki: sözünü kesmek. Hasta anlatıyor, danışman araya giriyor. Hasta şunu anlıyor: beni dinlemiyor. Dinlenmediğini hisseden insan hiçbir şey satın almıyor.
Üç: "neden şimdi" sorusunu hiç sormamak. Danışman tedaviyi anlatıyor, fiyatı veriyor, süreci açıklıyor ama hastanın neden bu ay, bu hafta yazdığını hiç öğrenmiyor. Oysa o sebep satışın kendisi: bir düğün, bir iş görüşmesi, bir sağlık kaygısı olabilir. O sebebi bilmeden verdiğiniz her cevap genel kalıyor.
Dört: her soruya cevap yetiştirmek. Hasta tıbbi bir soru soruyor, danışman iyi niyetle tahminle cevap veriyor. Hem yanlış bilgi verilmiş oluyor hem de doktor farklı bir şey söylediğinde güven kırılıyor. "Bunu doktorumuz değerlendirecek" demek hastanın gözünde ciddiyettir.
Beş: bir sonraki adımı belirlemeden kapatmak. Görüşme "düşünün, dönün" diye bitiyor ve dosya orada ölüyor. Her görüşme tarihli, somut, kimin ne yapacağı belli bir sonraki adımla bitmeli.
Bu beş hatanın hiçbiri bilgi eksikliğinden gelmiyor. Hepsi alışkanlık. Alışkanlık ancak fark edilirse değişiyor ve fark etmenin tek yolu kaydı dinlemek.
Görüşme kayıtları nasıl dinlenir: danışmanın haftalık alışkanlığı
Başarısız kliniklerin ortak özelliklerinden biri görüşme analizi yapmamak. Başarılı kliniklerde gördüğüm düzen şu: satış ekibinin bütün görüşmeleri kaydediliyor, her görüşmenin notu bir tabloya işleniyor ve ay içinde başarılı ve başarısız görüşmeler aynı tedavi üzerinden ekiple birlikte karşılaştırılıyor. Diş görüşmesi diş görüşmesiyle, obezite görüşmesi obezite görüşmesiyle. Kaydın nasıl alınacağı ve hastanın nasıl bilgilendirileceği konusunda kendi hukuk danışmanınıza başvurun.
Ekip analizinin yanında danışmanın kendine ait bir alışkanlığı da olmalı:
Haftada iki kayıt dinleyin. Biri kapandı, biri kapanmadı.
Kapanmayanı dinlerken "neden kaybettim" diye sormayın. Şunu sorun: konuşma nerede yön değiştirdi? Kapananı dinlerken de "iyiymiş" deyip geçmeyin. Şunu sorun: hangi cümleden sonra ton değişti?
İki kayıt, on dakika, haftada bir. Bu alışkanlığı kuran danışman zamanla ekibinin en iyileri arasına giriyor. Bunu hiçbir eğitim tek başına sağlayamıyor; kendi sesiniz sağlıyor.
Kayıtlar neyi gösteriyor?
Satışla biten görüşmeleri yan yana koyduğunuzda ortak nokta çok net: hastayla ilgilenilmiş, çok soru sorulmuş, hastadan çok bilgi alınmış. Saç ekimi görüşmesinde "Hangi şampuanı kullanıyorsunuz?", "Saçlarınızı ne sıklıkla yıkıyorsunuz?", "Jöle kullanıyor musunuz?" gibi sorular. Hasta bir soru sorduğunda cevap verildikten sonra konuşma bir soruyla devam ettirilmiş. Ne kadar ilgilenirseniz o kadar satış yapıyorsunuz.
Kayıtlardan çıkan ikinci değerli şey, hastaların sorduğu spesifik sorular. Bunları not alın, özellikle cevaplanamayanları; doktora götürüp doğru cevabı öğrenin ve ekibe aktarın. Çünkü hastanın ilk muhatabı her zaman satış ekibi ve o ekibin donanımı arttıkça sonuç değişiyor. Danışmanlarınıza bu dinleme alışkanlığını kazandırmak, iyi bir satış eğitiminin parçasıdır.
Sık Sorulan Sorular
Hasta adayıyla ilk telefon görüşmesi nasıl başlamalı?
Yavaş konuşarak, hastaya ismiyle hitap ederek ve bir izin sorusuyla: "Şu an konuşmak için müsait misiniz?" İlk otuz saniyede fiyat söylemek, kliniği anlatmaya başlamak ve uzun tanıtım yapmak en yaygın açılış hataları. Hasta bu kısa sürede sizi dinleyip dinlemeyeceğine ve size güvenip güvenmeyeceğine karar veriyor.
Satış görüşmesinde danışman ne kadar konuşmalı?
Konuşma süresinin yaklaşık yüzde kırkı danışmana, yüzde altmışı hastaya ait olmalı. Danışmanın payı soru sormaya, kanıt vermeye ve bir sonraki adımı netleştirmeye gitmeli. Kayıtlarda oran çoğu zaman tersine çıkıyor; kendi oranınızı bir kaydınızda bir kez ölçmeniz davranışı değiştirmeye yetiyor.
İlk görüşmede en sık yapılan hatalar nelerdir?
Kayıtlarda en sık gördüğüm beş hata: hemen fiyat söylemek, hastanın sözünü kesmek, neden şimdi başvurduğunu hiç sormamak, tıbbi sorulara tahminle cevap yetiştirmek ve görüşmeyi tarihli, somut bir sonraki adım belirlemeden kapatmak. Hiçbiri bilgi eksikliğinden değil, alışkanlıktan kaynaklanıyor.
Satış danışmanı görüşme kayıtlarını ne sıklıkla dinlemeli?
Haftada iki kayıt yeterli: biri satışla kapanan, biri kapanmayan. Kapanmayanda konuşmanın nerede yön değiştirdiğine, kapananda hangi cümleden sonra tonun değiştiğine bakın. Bu, ekiple yapılan aylık karşılaştırmalı analizin yerine değil yanına kurulan kişisel bir alışkanlık.
Bu yazı, Cem Evren Minaz'ın Sağlık Turizmi kitabının “Telefonun Mekaniği” bölümünden uyarlanmıştır.